Sen ki; yahu çok güzelsin. Nasıl izah etmeli bunu anlaşılır bir dille. Mesela gözlerinde bir şey var açıklayamıyorum onu. Sanki aynı kareye sığdırılmış topyekûn, yeryüzü ve gökyüzü!
Eğer birgün yolunuzu kaybederseniz bir çocuğun gözlerinin içine bakın.Çünkü bir çocuğun bir yetişkine her zaman öğreteceği üç şey vardır; 1- Nedensiz yere mutlu olmak... 2-Her zaman meşgul olabilecek bir uğraş bulmak... 2-Elde etmek istediği şey için var gücüyle dayatmak....
Başkalarının karısına kız kardeş gözüyle, başkasının servetine bir yığın toprak gözüyle ve bütün yaratıklara kendi canını taşıyorlarmış gibi bakan kimse gerçekten akıllı bir kişidir.
Gençler için müzik kadar beden eğitimi de önemlidir. Bunun ilk basamağını doğru beslenmek oluşturur. Bir hekim pek çok hasta görmüş tecrübeli kendisini kafasıyla tedavi edebilen bir insan olmalıdır. Diğer yandan kötülüklere savaşacak olan yargıç içinse bu durum tam tersidir. Yargıç çocukluğundan itibaren kötülerle düşüp kalkmamış ve yaşlı çevresindekileri gözlemleyerek iyi ile kötüyü ayırma tecrübesine ulaşmış olan bir kimse olmalıdır.
Gardaşım, benim bu hökümet yüzünden iki milyar dolarım getti, iki milyar dolarım! Şindi deyeceksiğiz ki; Gözün doysun lan! İki milyarın da olmayıvirsin! ma o iki milyar, yatırımdan, istihdamdan, vatandaşa verilecek ekmekten giden iki milyar, benim cebimden değil! (1999 ekonomik krizi sırasında hükümeti değerlendirirken)
Anladım ki: İnsanlar; Susanı korkak. Görmezden geleni aptal. Affetmeyi bileni çantada keklik sanıyorlar. Oysa ki; biz istediğimiz kadar hayatımızdalar. ... Göz yumduğumuz kadar dürüstler ve sustuğumuz kadar insanlar..!
Aradığın şey o kitaplarda değil, aradığın şeyi okuyarak bulamazsın. Sende eksik olan şeyi gözlerinle tamamlayamazsın. Aradığın şeyi Dünya’da arayacaksın, aradığın şeyi yüreğinle bulacaksın. Dünya’da ki tüm kitaplar, tüm hesaplar, akıl oyunları, sayfalarca laflar, sevginin yerini tutmaz. Okuyarak öğreneceksin ama severek anlayacaksın.
Bu nicelik ve nitelik dünyasının ucunda Dertli sesiyle konuşan bir adam durmakta ! Gözü kartallarınkinden bile daha keskin Yüzü şahididir gönül ateşinin İç ateşinin yakıcılığı artıyor her zaman Arzuyla dolu bir ruhtan , yanan bir avuç topraktı Aşk ve sarhoşluktan nasipsiz bilginler Tedavi için nabzını hekim eline verdiler.
Gerçek tasavvufçu, hiç bir insan gözünün görmediği, kulağının işitmediği, gönlünün sezmediği şeyhleri bilir. Onları halka, kafalarının alabileceği şekilde anlatır. Ama aslını içinde gizler. Eğer halk bunu öğrenirse, kendisini öldürür.
Dünya senin gözlerinin gördüğü gibi büyük değildir. Bütün fethedilmemiş gizemler, bilinmeyenler, görülmeyenler, ancak; senin fazilet ve erdemlerinle gün ışığına çıkacaktır.
Osman Beye Nasihatı: Oğul, insanlar vardır, şafak vaktinde doğar, akşam ezanında ölürler. Avun oğlum avun. Güçlüsün kuvvetlisin, akıllısın, kelamlısın. Ama; bunları nerede, nasıl kullanacağını bilemezsen sabah rüzgarında savrulur gidersin. Öfken ve nefsin bir olup, aklını yener. Daima sabırlı, sebatlı ve iradene sahip olasın. Dünya senin gözlerinin gördüğü gibi büyük değildir. Bütün fethedilmemiş gizemler, bilinmeyenler, görülmeyenler, ancak; senin fazilet ve erdemlerinle gün ışığına çıkacaktır.Ananı, atanı say, bereket büyüklerle beraberdir. Bu dünyada inancını kaybedersen yeşilken çorak olur, çöllere dönersin. Açıksözlü ol. Her sözü üstüne alma. Gördün söyleme, bildin bilme. Sevildiğin yere sık gidip gelme, kalkar muhabettin itibar olmaz. Üç kişiye acı; cahiller arasındaki alime, zenginken fakir düşene, hatırlı iken itibarını kaybedene. Unutma ki! yüksekte yer tutanlar aşağıdakiler kadar emniyette değildir. Haklı olduğunda mücadeleden korkma. Bilesin ki atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli derler.
Kadın, çocuk, hayvan, engelli ve çevre hakları. Bunlar laf ebeliğiyle, şişinmelerle, göz boyamacı kafa tutmalarla insanlık vicdanında giderek azalan notlarımızı yükseltebilir mi? Aynı dersten, yüz yıl çakmak sadece ayıp değil, ahmaklık da değil mi?
Bir hayat kırıldığı zaman yeniden biraraya getirilemez, yalancıktan onarılır, kırık parçalar üzerine zamk sürülebilir; ama kırığın yapıştırıldığı nokta her zaman göz önünde kalır...
Talebeydim ve silgim bir parça araba lastiğiydi, defterleri yırtar kendi eksilmezdi; oradan bilirim, her sözü lastikli adamlar kaybetmeye dayanamayanlardır, içlerinde ruhunuzun yırtılmasını göze alamıyorsanız, dışlarına yaklaşmayın.
İnsan olmanın sahip olduğu sadelik, adalet, itidal, sadakat, basiret, merhamet, bağışlama, alçakgönüllülük, hoşgörü, cesaret, saflık ve aşkla pozitif bir sonsuza doğru gideceği yolun bitmeyeceğini varsayarsak; insanlıktan çıkmanın da o nedenle, gösteriş, adaletsizlik, sadakatsizlik, gönlübüyüklük, korkaklık, nefret ve sevgisizlikle negatif sonsuza doğru bitirebileceği bir yol olmaması gerekir; itiraf etmeliyiz ki, gözümüzün önünde defalarca tekrarlamış gerçekler de aynen böyle işlemektedir.
Gözgöze temas uzadıkça algısızlık oluşur, çünkü karşıdaki o zaman algılanacak nesne olmaktan çıkar bir "ben" daha olur, "nesne benliğim" de iki benliği bir arada taşıyamayacağı için dağılır. Nesne benliğini dağıtmanın en kısa yolu, benliği nesneye boğmaktır.
Tecrübelerim bana gösterdi ki, hukukabağlı olmayan bir hükümet uzun müddet ayakta kalamaz. Böyle hükümetler çıplak olup, kendini gören herkese karşı gözlerini yere diken ve kimsenin yanında hürmet ve itibarı olmayan birine benzerler. Hatta böyle bir hükümet, tavanı, kapısı, avlu duvarları olmayan ve her önüne gelenin içeriye daldığı bir eve de benzetilebilir.
Gül biraz; bunca keder, bunca göz yaşı dinsin, Gül biraz; şu gökkubbe kahkahanı işitsin. Her gidenin ardından koşmaya değmez hayat, Gelecekleri bekle, gidecek varsın gitsin.
Aşk başlamadan güzel Bakışlarda korku olduğu zaman güzel Birbirimize sezdirmemek... için çırpınış Başkaları görmesin diye çabalayış Gözlerim gözlerinin mavisine değdiği zaman.
Bir bakışın kudreti bin lisanda yoktur Bir bakış bazen şifa bazen zehirli oktur... Bir bakış bir aşığa neler neler anlatır... Bir bakış bir aşığı saatlerce ağlatır. Bir bakış bir aşığı aşkından emin eder Sevişenler daima gözlerle yemin eder.
Olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu. Gözü dönmüş talihin sapanına, oklarına için için kapanmak mı daha soylu yoksa bir dertler denizine karşı silaha sarılıp son vermek mi onlara?
Vaz geçtim bu dünyadan tek ölüm paklar beni Değmez bu yangın yeri avuc açmaya değmez Değilmi ki çiğnenmiş inancın en seçkini Değilmi ki yoksullar mutluluktan habersiz ...Değilmi ki ayaklar altında insan onuru O kızoğlan kız erdem dağlara kaldırılmış Ezilmiş hor görülmüş el emegi göz nuru Ödlekler geçmiş başa derken mertlik bozulmuş Değilmi ki korkudan dili bağlı sanatın Değilmi ki çılgınlık sahip çıkmış düzene Doğruya doğru derken eğriye çıkmış adın Değilmi ki kötülükler kadı olmuş yemene Vaz geçtim bu dünyadan ,dünyamdan geçtim ama Seni yalnız koymak varya o koyuyor adama....
Geçmişin gerçek yüzü hızla kayıp gider. Geçmiş, ancak göze göründüğü o an, bir daha asla geri gelmemek üzere, bir an için parıldadığında, bir görüntü olarak yakalanabilir.
Klee'nin 'Angelus Novus' adlı bir tablosu var. Bakışlarını ayıramadığı bir şeyden sanki uzaklaşıp gitmek üzere olan bir meleği tasvir ediyor: Gözleri faltaşı gibi, ağzı açık, kanatları gerilmiş. Tarih meleğinin görünüşü de ancak böyle olabilir, yüzü geçmişe çevrilmiş. Bize bir olaylar zinciri gibi görünenleri, o tek bir felaket olarak görür, yıkıntıları durmadan üst üste yığıp ayaklarının önüne fırlatan bir felaket. Biraz daha kalmak isterdi melek, ölüleri hayata döndürmek, kırık parçaları yeniden birleştirmek... Ama Cennet'ten kopup gelen bir fırtına kanatlarını öyle şiddetle yakalamıştır ki, bir daha kapayamaz onları. Yıkıntılar gözlerinin önünde göğe doğru yükselirken, fırtınayla birlikte çaresiz, sırtını döndüğü geleceğe sürüklenir. İşte ilerleme dediğimiz şey, bu fırtınadır.